Türkiye’de araştırma-geliştirme (AR-GE) konusu sistem yaklaşımıyla ele alınmaktadır. Bütünleşik yaklaşım olarak da nitelenen sistem yaklaşımı, sistemin parçalarını zorunlu olarak tek tek ele alırken, parçalar arasındaki etkileşimi ve dolayısıyla da sistemin bütününü görme imkanı sağlamaktadır. Böylece de 'kaş yapayım derken göz çıkarmak', tehlikesi ortadan kalkmaktadır.
Ancak, konunun sistem yaklaşımıyla hakkıyla incelenebilmesi girdi ve çıktı ile ilgili verilerin eksiksiz ve güncel olmasını gerektirmektedir. Bilindiği gibi, bilim ve teknoloji ile ilgili istatistikler 1990 yılından bu yana Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından yıllık anketlerle derlenmektedir. Bu istatistiklerin en sonuncusu 1996 yılını kapsamaktadır. 1990 öncesine ait düzenli istatistikler ise mevcut değildir. DİE istatistiklerinin önemli bir başka eksikliği de konuya sadece girdi yönünden yaklaşmasıdır. Bu yüzdende bundan önceki çalışmalarda olduğu gibi bu çalışmada da çoğu zaman tasviri olmaktan öteye geçilememiştir.
Bu makale, sistem yaklaşımına uygun olarak yapılandırılmış ve sistemin her bir unsuru ayrı bir bölümde ele alınmıştır. Buna göre, Türkiye AR-GE veya bilim ve teknoloji sistemine yön veren bilim politikaları; AR-GE alt yapısı ve kurumları; sistemin iç girdileri (withinputs); sistem girdileri ve çıktıları ayrı bölümler halinde düzenlenmiştir. Sonuç bölümünde ise Türkiye’deki AR-GE sisteminin genel bir değerlendirilmesi yapılmakta ve iyileştirilmesi için önerilere yer verilmiştir
Dünyada ve Türkiye’de Bilim Politikası
Bilimin insanlığın refah ve gelişmesi açsısından önemi ilk kez 17. Yüzyıl başlarında İngiliz düşünürü Francis Bacon tarafından dile getirilmiştir. “Bilgi güç kaynağıdır” diyen Bacon’ı sonraki yüzyıllardaki gelişmeler doğrulamıştır.
Francis Bacon’ın görüşlerinin de etkisiyle, bilimin giderek daha çok uygulanabilir bilgi üretmeye yönelmesi, 18. Yüzyıl ortalarında İngiltere’de sanayi devrimini ortaya çıkarmıştır. Buhar teknolojisinin üretim ve ulaşıma uygulanmasıyla başlayan süreç 19. Yüzyılda elektrik ve elektromanyetik alanındaki gelişmelerle yeni boyutlar kazanmıştır; bu sayede birbiri arkasına geliştirilen yeni ulaşım ve haberleşme araçları dünyayı “küreselleşme” olarak adlandırılan sürece sokmuştur.
Günümüzde gelişen bilgisayar ve İnternet teknolojileri bu sürece yeni bir ivme kazandırmıştır. Bu teknolojiler sayesinde artık, bilgi, mal ve hizmet üretim ve dolaşımı küresel ölçeklerde gerçekleşmektedir. GATT (Uruguay Turu Nihai Senedi, 1995) oluşan bu fiili küreselleşmenin uluslararası hukuk temeline oturtulmasını hedeflemiştir.
Küreselleşen dünyada bütün ekonomik ve sosyal faaliyetler, bilginin hızlı ve zamanında üretimi ve tüketimine dayalı olarak yeniden örgütlenmektedir. Bu tür ekonomilere bilgiye dayalı (knowledge based) ekonomi, bilgiye dayalı ekonomilere sahip toplumlara da bilgi toplumları adı verilmektedir. Bilgi toplumunu ortaya çıkaran bilgisayar teknolojisinin yaygın kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllara rastlar.
Bilim ve teknolojik faaliyetlerin verimlilik artışını sağlayarak kalkınmayı hızlandırdığının farkedilmesi ve teknoloji odaklı ekonomi teorilerinin geliştirilmeye başlanması da aynı yıllara rastlamaktadır. Bu ortamda bilim politikası da bir bilim-araştırma alanı olarak doğmaya başlamış ve Avrupa ve ABD’de bu alanda bir çok araştırma birimi kurulmuştur. Türkiye’nin de üye olduğu OECD, kuruluşundan beri bilim politikası alanında faaliyet gösteren en önemli uluslarası kurumlardan biridir.
Türkiye, kalkınma için planlamanın ve bu arada bilim politikasının önemini fark edip gerekli kurumları oluşturan ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Plan kavramı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 1961 anayasasında yer almıştır. I. Beş Yıllık Kalkınma Planı da 1963’te yürürlüğe girmiştir. Beş yıllık kalkınma planlarında açıklanan bilim ve teknoloji politikalarının uygulayıcısı olarak Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) 1964 yılında faaliyete geçirilmiştir.
Ancak, TÜBİTAK sadece bir bilim koordinasyon kurumu olarak kalmamış, aynı zamanda bir araştırma kurumu olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. TÜBİTAK bünyesinde araştırma yapılan alanlardan biri de bilim politikasıdır. TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikası Dairesi (BTPD) Başkanlığı bu maksatla kurulmuştur, ve bu birim Türkiye’de hâlâ bu alanda araştırma yapılan tek yer durumundadır. Bununla birilikte 1993 yılında TÜBİTAK yanından bir başka bilim koordinasyon kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulmuştur. TÜBA sosyal bilimler alanındaki boşluğu da doldurarak, bütün bilimleri kapsayan bir bilim politikası geliştirmeyi hedeflemektedir.
TÜBİTAK-BTPD, OECD ile işbirliği halinde çeşitli bilim politikası raporları hazırlanmıştır. Türkiye’de bilim politikası alanındaki en önemli çalışmalardan biri TÜBİTAK’ın ilk kurucu genel sekreteri Prof. Dr. Nimet Özdaş’ın Devlet Bakanlığı döneminde hazırlanan Türk Bilim Politikası 1983-2003 adlı rapordur. Bu raporda, bütün sektörlerde ve ilgili alanlarda yapılması gerekli projeler, eylemler, kurumsal ve yasal değişiklikler bütünleşik bir yapı içinde politik karar organının emrine verilmiştir. Bu raporda belirlenen hedeflere bugün bile ulaşılamamıştır.
IV. Plan dönemine rastlayan 1983 yılında Başbakan’ın başkanlığında DPT, YÖK, TÜBİTAK ve TAEK’in yetkililerinde oluşan bir Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) oluşturulmuştur.
BTYK’nın 1989 ve 1993 yıllarında yaptığı birinci ve ikinci toplantısında aldığı kararlar “Türk Bilim Politikası 1983-2003 1993” raporundaki önerilerin bir başka boyutta tekrarı niteliğindedir. İkinci toplantıda alınan kararlar birincisine göre daha gerçekçidir: AR-GE harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Harcama(GSYİH) içindeki payının %2’ye, ülke AR-GE harcamalarının içinde özel sektör payının%30’a çıkartılmasını hedeflenmiştir. Jenerik teknolojilere öncelik verilmesi kararlaştırılmıştır. Bunlar: Enformatik,İleri teknoloji malzemeleri, Biyoteknoloji, Nükleer teknoloji ve Uzay teknolojisidir.
BTYK 25 Ağustos 1997 ve 30 Mayıs 1998 tarihlerinde iki defa daha toplanmış ve Özellikle AR-GE faaliyetlerini düzenleyici bir dizi kanun çıkartılması için kararlar almıştır. AR-GE faaliyetlerini teşvik için sanayinin üniversitelerle birlikte veya kendi başlarına yapacakları AR-GE çalışmalarında ihtiyaç duyulan finansmanı temin edebilmeleri makasadıyla Risk Sermayesi Kanunu; AR-GE sonuçlarının sanayiye intikali için kurulacak şirketlerin teşvik etmek maksadıyla Teknopark ve Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu;Birinci dereceden kalibrasyon hizmetlerini verecek şekilde yarı otonom bir Metroloji Merkezi oluşturmak maksadıyla Türkiye Metroloji Enstitüsü Kanunu; Ünversite-Sanayi İşbirliğini geliştirmek için 2547 sayılı üniversiteler kanununda değişiklik; Bilgi ağlarının kullanım ve yaygınlaştırılmasını, gizliliğin ve patent haklarının korunmasını sağlayamayı hedefleyen Bilgi Ağları Kanun Tasarısı’nın hazırlanması bunlar arasındadır.
Türkiye’de bilim politikası alanındaki çalışmaların bir değerlendirilmesi yapıldığında şu sonuç çıkmaktadır. Türkiye’de dünyadaki bilim ve teknoloji alanında genel trendlerin iyi gözlemlendiği ve yatırım yapmak için öncelikli alanların isabetli belirlendiği görülmektedir. Ancak, aşağıda da açıklandığı üzere, bunun gereğinin yapılarak yeterli kaynağın ayrılmadığı, ayrılan kaynakların da harcanmasında etkili koordinasyon denetimi ve sağlayacak mekanizmaların oluşturulamadığı görülmektedir.
AR-GE alt yapısı ve kurumları
Bir ülkede bilim ve teknolojinin gelişmesinin ön şartlarından biri bunun için gerekli alt yapının mevcut olmasıdır. Türkiye’de bilim ve teknoloji alt yapısı acaba yeterli midir? Yukarıda da temas edildiği üzere, günümüzde ekonomiler giderek daha çok bilgiye dayalı hale gelmektedir. Bilgiye dayalı ekonomilerde en önemli özelliği bilginin istenilen zamanda, istenilen miktarda ve kalitede üretilmesidir. Bu iyi işleyen bir AR-GE sistemi gerektirmektedir ki bunun da temel alt yapısını bilgisayar ağları ve İnternet oluşturmaktadır. Gerçekten de İnternet, bilgi toplumlarının simgesi haline gelmiştir.
Bilgisayar ağları, bilgisayarların birbirleriyle veri alışverişi ve ortak iş yapabilecek şekilde bağlanmasıyla ortaya çıkmıştır-ilk deneme 1976 yılında yapılmıştır. Bu şekilde oluşmuş binlerce ağın toplamından oluşan global ağa (daha doğrusu ağların ağı) İnternet adı verilmektedir. 1990 yılından itibaren dünya çapında yaygınlaşmaya başlayan İnternet, bilgi erişimi, yayımı ve ortak çalışmada mekanı ortadan kaldırmış, zamanı yoğunlaştırmıştır.
Kullanılması göreli olarak son derece kolay bir İnternet servisi olan Web, multi-medya verilerin (resim, ses, metin, film) entegre biçimde yayılmasına ve erişilmesine imkan vermektedir. Bu sayede mesela; uluslararası büyük bibliyografik ve diğer bilgi bankaları sorgulanabilmekte binlerce akademik dergi yayınlanmakta, eğitim amaçlı video konferanslar ve seminerler düzenlenebilmekte ve Uluslararası çapta multi-disipliner projeler yürütülmektedir. Kısaca, İnternet sayesinde bilim ve teknoloji artık küresel ölçekte ve elektronik hızda ilerlemektedir.
İnternet Türkiye’ye TR-NET projesi çerçevesinde TÜBİTAK ve ODTÜ işbirliği ile 1994 yılında oldukça gecikmeli olarak geldi. Son BTYK’da alınan kararlardan olan Ulusal Enformasyon Alt Yapısı Master Planı hazırlanması görevini TÜBİTAK-BİLTEN üstlenmiş ve çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye’de İnternet’i büyütmek için Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde bir “İnternet Üst Kurulu” oluşturulmuştur.
Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi merkezi (ULAKBİM) Haziran1996’da TÜBİTAK bilim kurulu kararıyla TÜBİTAK’a bağlı bir birim olarak kurulmuştur. ULAKBİM kuruluş yönetmeliği merkezin amacını şu şekilde belirlemektedir: “Eğitim ve araştırma-geliştirme yapan kişi ve kuruluşlar (ulusal inovasyon merkezleri) arasında Türkiye çapında bir etkileşimli iletişim ortamı sağlamak ve benzeri amaçlı yurt dışı ağlara da bağlantısı olacak bu ağ üzerinden eğitim ve araştırma ortamının birikimini yansıtan bilgi kaynaklarına erişim olanağı sunmaktır”. Kısaca Merkez, YÖK Süreli Yayınlar ve Belge Sağlama Birimi ile TR-NET proje ekibinin görevlerini devir almıştır.
ULAKBİM’in parçası olan Ulusal Akademik Ağ (ULAKNET), hemen hemen bütün devlet ve vakıf üniversiteleri bir omurga üzerinden birbirlerine ve İnternet’e bağlamıştır. Ayrıca, DPT, DİE, Türk Tarih Kurumu gibi bazı kamu araştırma kurumları da ULAKNET omurgasına bağlanmış durumdadır. ULAKNET bu haliyle Türkiye’nin en büyük İnternet ağı durumundadır. Ancak, hem üniversitelerin kendi bilgi işlem alt yapılarının yeterli olamayışı hem de bu ağ üzerinden kullanıma sunulan bilginin kalitesiz ve az oluşu yüzünden bu ağ verimli kullanılamamaktadır. ULAKBİM’in diğer parçası olan Ulusal Bilgi Merkezi’nin (UBİM) İnternet üzerinden kullanıma sunulmak üzere hazırladığı veya İnternet üzerinden kullanıma sunulmasına aracılık ettiği tek bir veri tabanı (bilgi bankası) dahi bulunmamaktaydı. Halbuki, ULAKBİM’in kuruluş yönetmeliğinde belirtilen amaçlarından biri de budur.
Bilgi alt yapısı alanında henüz proje safhasında başka çalışmalar da bulunmaktadır. Başbakanlıkça yürütülen Kamu-Net projesi, bütün kamu kurumlarını yüksek kapasiteli bir omurga üzerinden birbirlerine ve oradan da İnternet'e bağlamayı öngörmektedir. Aynı şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün orta öğretim kurumlarını kapsayan bir Okul-Net projesi bulunmaktadır (http://www.meb.gov.tr). Bu projeler için “Kamu-Net Üst Kurulu” ve “Okul-Net Üst Kurulu” adında birer de üst kurul oluşturulmuştur
Kaynaklar
R. Acun, “Bilim, Bilgi Teknolojsi ve Türkiye”, Milli Kültürler ve Küreselleşme, Yayına Hazırlayanlar: Bahaeddin Yediyıldız, M. Çağatay Özdemir ve Fahri Unan, Konya 1998, ss.83-92.
G. Casper, "The Advantage of the Research-Intensive University. The University of the 21st Century."
Devlet İstatistik Enstitüsü Haber Bülteni (1997). <http://www.die.gov.tr>
DPT Beş Yıllık Kalkınma Planları 1,2,3,4,5,6,7 DPT Ankara.<http://www.dpt.gov.tr/>
N. K. Pak, E. Türkcan ve H. Atamer, “Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri: 1923-95”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 11, İstanbul 1995, ss.154-164.
Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Politikası ve TÜBİTAK'ın Misyonu (Mayıs,1997) <http://www.tubitak.gov.tr>
Niçin Bilim ve Teknoloji Politikası: Tarihsel Gelişim, Dünya Örnekleri ve Türkiye (Eylül,1998) <http://www.tubitak.gov.tr>
E. Türkcan, “Bilim Politikası”, Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Bilim. Sosyal Bilimler II, Ankara 1998, ss. 217-226. |